Gece
Gündüz

Lilith’in Hikayesi | Adem’in İlk Eşi, Tanrıçalıktan Düşüşü | Sümer’den Bugüne

4 Ağustos 2024
28 dk. okundu

Lilith’in Efsanevi Kökeni 

‘Bu zamanlarda bir ağaç, tek bir ağaç, bir Huluppu ağacı Fırat’ın kıyılarında kök saldı. Ağaç Fırat’ın sularıyla beslendi. Güney rüzgârları eserek köklerini çekiştirdi. Ve savurdu yine dallarını. Ta ki Fırat’ın suları onu uzaklara götürene dek… Ve İnanna ağacı gördü: “Bu ağacı Uruk’a götüreceğim, bu ağacı kutsal bahçeme dikeceğim.” Kendi elleriyle ilgilendi İnanna ağaç ile. Ayaklarıyla toprağı ağacın etrafına bastırdı. Kendi kendine konuştu: “Ne kadar sürecek, üzerinde oturabileceğim Parlayan bir tahta sahip olmam? Ne kadar sürecek, üzerinde yatabileceğim parıldayan bir yatağa sahip olmam?”… O zaman evcilleşmeyen bir yılan,  Yuvasını Huluppu ağacının köklerine kurdu. Ağacın dallarında Anzû-Kuş kuluçkaya yattı. Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti… Gılgamış eğitilemeyen yılanı öldürdü. Anzu-Kuş yavrularıyla dağlara uçtu. Ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı. O zaman Gılgamış Huluppu ağacının köklerini gevşetti. Ve ona eşlik eden şehrin oğulları dallarını kestiler.’

Lilith’e dair ilk yazılı atıf, Gılgamış Destanı’nda karşımıza çıkıyor.

İnsanlar, her dönemde evrenin ve insanın varoluşunu merak etmişlerdir. Tevrat’ın ilk bölümü olan Tekvin, evren ve insanın yaratılışını anlatır. Tevrat’ta, insanın yaratılışından dört kez bahsedilir, ancak iki farklı anlatım biçimi vardır: İnsanların erkek ve kadın olarak birlikte yaratılması ve önce erkeğin, ardından kadının yaratılması. İlk insan olarak Adem’in, sonra da Havva’nın yaratılışı yaygın olarak bilinir. Ancak bu iki farklı anlatım, Adem’in başka bir eşi olduğunu düşündürmüş ve Lilith efsanesinin doğmasına neden olmuştur. Hikayeye göre, Lilith Adem’in ilk eşidir ve eşit olduğunu ileri sürerek Adem’i ve cenneti terk etmiştir.

Şimdi, dinler tarihi açısından Lilith karakterine bir göz atalım.

Dinler Tarihinde Yaratılış ve Lilith’in Yeri

İnsanlar, kendilerinin, dünyanın ve evrenin varoluşunu her zaman merak etmişlerdir. Bu soruya mitler aracılığıyla cevap bulmaya çalışmışlar ve yaratılış mitosları en önemli mitos türü haline gelmiştir. Dinler de bu önemli soruya kutsal metinlerinde yer vermiş ve genellikle tanrının müdahalesiyle yaratılışın gerçekleştiğini vurgulamıştır.

Efsanevi dişi şeytan Lilith, Yahudi-Hıristiyan geleneğinde kötülüğün kraliçesi olarak bilinir. Antik dünya panteonlarında ana tanrıçalık vasfına en yakın karakter olan Lilith, Yahudilikle birlikte bir şeytan metaforunun zirvesine oturarak kötülüğün kaynağı olarak anılmıştır. Bu nedenle, kadın toplumda kötücül bir varlık, şeytan ve yılan olarak görülmeye başlanmıştır.

Mezopotamya Mitolojisi ve Lilith

Lilith’in tarih sahnesine çıkışı, Sümer ve Babil Mitolojilerindeki anlatımlara dayanır. Bu anlatımlarda Lilith, Lamaştu ve Lilîtu gibi isimlerle anılır. Lilith ismi, Sümerlerde “rüzgâr ve nefes” anlamına gelen tanrıça “Lîl” ve İbranicede “gece dehşeti” anlamına gelen “Laylâ” kelimesinden türemiştir.

Birçok dilde benzer anlamlara gelen karşılıkları vardır. Örneğin, Babil’de Lilîtu, Asur’da Lîlatû, İbranice’de Laylâ, Arapça’da Leylâ, Aramice’de Léylâ ve Süryanice’de Leyla olarak bilinir. Sümer söylencelerinde Layil adıyla bilinen Lilith, günümüz araştırmacılarına göre Lîl olarak ilişkilendirilmektedir. Mezopotamya inancında, Lilîtu rüzgârın şiddetini ve cinsel arzuları temsil eder ve Lilith’in dişi cin karşılığıdır. Lilith isminin etimolojik kökenlerinin hava elementiyle bağlantılı olması, onun ruhsal bir varlık olduğunu düşündürmüştür.

Akadça yazıtlarda Lilith, kasvetli rüzgârlarda hüküm süren üç iblis Lilû, Lilitu ve Ardat Lili ile ilişkilendirilir. Lilû, güneybatı rüzgârlarında görülen bir iblisken, Lilitu camdan rüzgârla içeri giren ve genç bir kıza benzetilen dişi bir iblistir. Lilitu, erkekleri cezbeden ve onların peşinden koşan bir varlık olarak görülür. Bu iblislerin, geceleri erkekleri pencerelerden gözetleyerek onları cezbetmeye, sevmeye ve öldürmeye çalıştıkları düşünülür. Bu yüzden, Lilû ve Lilitu Tanrıça İştar ile bağdaştırılır.

Gılgamış Destanı’nda Tanrıça İnanna, güzelliğinden etkilendiği Huluppu Ağacı’nı bahçesine götürerek kendine bir taht yapmak ister. Ancak ağacın dallarına ilahî An-Zû Kuşu yuva yapmış, gövdesine ise destanda “ki-sikil-lîl-lâ” olarak ifade edilen yılan biçimli bir şeytan yerleşmiştir. Gılgamış, ağacı İnanna için almak ister ve ağacı kesmeye çalıştığında An-Zû Kuşu ve yılan kaçar. Böylece Gılgamış ağacı keser ve İnanna’ya tahtı için kereste sağlar.

Gılgamış Destanı’ndaki “ki-sikil-lîl-lâ” ifadesi incelendiğinde, Sümerce’de “ki” yer veya bölgeyi, “sikil” ise temiz, taze veya bakir anlamına gelir. Yani “ki-sikil”, “el değmemiş yer” veya “bakir, saf zemin” gibi anlamlara gelir. Robert Graves de bu ifadeyi böyle çevirir ve Lilith’in İnanna tarafından Fırat kıyılarına sürülen dişi bir cin olduğunu belirtir.

Metinler hikayeyi şöyle anlatır:

Bir zamanlar, Fırat Irmağı kıyısına dikilmiş ve onun sularıyla beslenen bir Huluppu ağacına Güney Rüzgârı vahşice saldırdı ve ağaç Fırat’ın sularına gömüldü. Oradan geçmekte olan tanrıça İnanna, ağacı alıp Uruk’a getirdi ve onu kutsal bahçesine dikti. Ona bin bir özenle baktı, çünkü ağaç büyüdüğünde kendisi için bir iskemle ve sedir yapmayı düşünüyordu. Yıllar geçti, ağaç büyüdü. Ancak İnanna ağacı kesmek istediğinde bunun kolay olmadığını fark etti. Ağacın dibine çekici olmayan bir yılan yuva yapmıştı; tepesine Anzu (İmdugud diye de geçer) kuşu yavrusunu koymuş ve dallarına da Lilith evini kurmuştu. Her zaman neşeli olan İnanna bunu görünce acı gözyaşları döktü. Sabah olduğunda, kardeşi güneş tanrısı Utu’ya gözyaşları içinde Huluppu ağacının başına gelenleri anlattı. İnanna’nın sızlanmalarını duyan Gılgamış, onun yardımına koştu. Zırhını kuşandı ve baltasıyla ağacın dibindeki yılanı öldürdü. Bunu gören İmdugud kuşu yavrusunu alıp dağa kaçtı, Lilith de evini yıkıp ıssız harabelere kaçtı. Gılgamış, beraberindeki Uruklularla birlikte ağacı kesti ve iskemle ve sedir yapması için İnanna’ya verdi. İnanna, ağacın gövdesini bir pukku (bir tür davul) ve dallarını da bir mikku (tokmak) yapmak için kullandı ve bunları Gılgamış’a hediye etti.

Lilith’in Etimolojik Kökleri ve Anlamı

Sümercede “fırtına” ve “rüzgâr” anlamına gelen “lîl” kelimesi, Lilith’in hava unsurlarıyla bağlantısını ifade eder. Sümer Hava ve Fırtına Tanrısı En-Lîl, gök ile yer arasındaki hava boşluğunu doldurduğu için adında “lîl” ekini taşır. Kramer, kelimeye “hava, nefes ve ruh” anlamlarını vermiştir. Akkadçaya da geçen bu kelime, başta “tanrı, ilah” anlamındaki “ilu-alu/iltu” gibi bir manaya evrilmiştir. Kelime Sümerce kökenini koruyarak şeytan ve cinlere yönelik tedavi yöntemlerinin anlatıldığı metinlerde “lîl” kökünden türeyen “lilû”, “lilîtu” ve “ardat lilî” olarak kullanılır ve bu kelimeler fırtınalı rüzgarlara hükmeden ruhlarla alakalıdır. Videonun başında söylemiştik ama yine belirtelim, “Lilû” güney-batı rüzgarına, “lilîtu” ise esintiyle evin penceresinden kaçan ve kuş gibi uçarak uzaklaşan ya da eve giren dişi cin veya rüzgar ruhuna gönderme yapar. Kelimenin çoğulu “lilîm”dir ve Lilith’in çocuklarının tamamına verilen addır. Sümer-Babil mitlerinde rüzgârın yıkıcılığı ile şehveti birleştiren dişi varlık “lilitu”, Lîl isimli bir fırtına tanrıçasını ifade eder. Lîl’in bir diğer anlamı ise “zehir” ve “salgın hastalık”tır. Eliade’ye göre Mezopotamya dinlerinde “şeytan” olarak tanımlanan “lîl”, hastalık getiren bir rüzgardır. Bu rüzgarın erkeği “lilû”, dişisi de “lilîtû”dur. “Ninurta ve Taşlar” mitinde geçen “…her şeyi yerle bir ettirdi Kuzey Rüzgarı’na, Zebani Lilu’ya kırdırdı bütün sürü hayvanlarını, toprağını kuruttu” ifadelerindeki Lilû’nun, felaket ve hastalık getiren bir rüzgar olarak ifade edilmesi bu tanıma uygundur. Yahudi mitlerinde Lilith’in kocası Şeytan Kral Samael de benzer bir doğaya sahiptir. Samael/Samiel adının etimolojisi, “samm” (zehir) ve “yel” (rüzgâr) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş ve “simûm” kelimesinin isim hali olmuştur. Simûm, genellikle Asya-Afrika çöllerinde ilkbahar-yaz aylarında salgın hastalık ve veba taşıyan zehirli bir rüzgar anlamına gelir. Sümer-Babil mitlerinde zehirli ve kavurucu rüzgarla Lilith arasındaki ilişki, Samael ile “samm” ve “simûm” kelimeleriyle de kurulabilir. Lilith ve Samael’in yılan şeklindeki görünümüne bağlı olarak aynı kökten türeyen “sâmme”nin yılan ve tehlikeli sürüngenleri kapsadığı bilinir. İbn Abbâs’ın, “Allah’ım! Her türlü şeytandan, sürüngenden ve yılandan sana sığınırım!” duasında şeytanı ve yılanları eşdeğer kabul etmesi bu bağlamda anlamlıdır.

Ana Tanrıça İnancı ve Lilith

Lilith’in, pagan dönemlerde şeytani bir karakter olarak anılmasının serüveni, aslında derin bir tapım sürecinin ardından gerçekleşmiştir. Geçmişte yapılan kültürel ve antropolojik çalışmalar, tarih boyunca pek çok kültürde Eril Tanrı’nın Tanrıça’ya karşı güç kazandığını ve ataerkil kültür yapısının, kadın ve erkeklerin eşit olarak hükmettiği ve tanrılaştırıldığı gelenek ve dinlerin yerine geçtiğini iddia eder. Yahudi, Hıristiyan ve İslam geleneklerindeki eril nitelikli tanrı, genellikle politik bir güç, emperyalist bir otoriteye sahip lider, kadir-i mutlak bir yönetici olarak tanımlanır. Bu tanrı, dünyayı yaratıp kesintisiz ona hükmeden ve yeni kaos tehditlerine sürekli müdahale eden bir “kral, yargıç ve savaşçı” olarak karakterize edilir. Gücün ve bereketin kaynağı olan bu “Eril” Tanrı’ya boyun eğmek, insanlığa emredilmiştir.

Eril Tek Tanrı’nın gücü ele geçirmesi ve dinî anlamda ona boyun eğilmesi uzun bir tarihsel süreçte gerçekleşmiştir. Mezopotamya dinleri bağlamında, kadim zamanlarda kozmosu, hayatı ve insanı yarattığı için Göğün Sahibi Yüce Tanrı olarak tapılan ve tarımsal kültürün gelişmesiyle yerini Göğün ve Yerin Sahibi Tanrıça İnanna/İştar’a terk ederek gökyüzüne çekilen yani deus otiosus olan Gök Tanrı An, çoban halkların tarım toplumlarını hakimiyeti altına almasıyla yeniden siyasi alana çağrılmıştır. Ataerkil toplum yapısında, hâkimiyetle eşitlenen bereket kavramı, Eril Tanrı’nın hâkimiyeti öncesi anaerkil sistemde dişiliğin bir özelliği olan doğurganlık ve koruyuculuğu sembolize ediyordu.

Deus Otiosus’u da tanımlayalım. Deus otiosus, yarattığı Dünya’dan elini çeken ve dünya işlerine karışmayan tanrı. “Boş tanrı”, “durağan tanrı” ya da “uzak tanrı” anlamına gelir. Eski Yunan düşünürleri Epikür ve Aristotales’in düşüncelerinde, bazı Afrika dinlerinde, İslam öncesi Türklerde, deist topluluklarda bu inanca rastlanır.

İnanna adı, Göklerin Kraliçesi anlamına gelir ve Göklerin ve Yerin Tanrıçası olarak genişletilmiştir. Sümer-Babil’de İnanna’ya Aşk ve Savaş Tanrıçası olarak tapılır ve sembolik olarak Venüs gezegeniyle, yani Sabah-Akşam Yıldızı ile özdeşleştirilir. Tanrıça, pek çok vasfını muhtemelen Gök Tanrı An’dan devralmıştır. Mezopotamya tarihçileri Kramer ve Bottéro, An’ın tahtının oğlu Enlil’e kaldığını belirtse de, mitlerden ve İnanna’nın yüce itibarından, onun Eril Tanrı’nın yerini alarak tüm tanrısal nitelikleri kendisinde topladığı söylenebilir. Eanna Tapınağı, bir zamanlar Gök Tanrı An’a aitti, bunu da belirtmek lazım.

Göklerin ve Yerin Kraliçesi İnanna’ya, farklı adlarla ama aynı özelliklerle pek çok antik toplumda tapılmıştır. Sümer-Babil döneminde “İnanna” veya “İştar” olarak bilinen Tanrıça, Mısır’da “İsis”, Ken’an’da “Balaat”, Arap cahiliyesinde “Lilitu, el-Lat ve el-Uzza” ve Yunan’da “Gaia-Afrodit” olarak adlandırılır ve Terra Mater yani “Büyük Anne” olarak kabul edilir.

İnanna’nın temsilcileri olan kutsal kadınlar, Kadiştulardır. Tanrıça’nın İştar’a dönüştüğü Babil’de ise bu isim İştartu olarak değişmiştir. İnanna-İştar geleneğinin sürdürücüleri olarak Kadiştular, Sümer-Babil devletinde yaratılışın ve bereketin devamını sağlamak amacıyla krallarla ve tapınağa gelen erkeklerle cinsel ilişkiye girerlerdi. Bu ilişkilerden doğan ve babaları belli olmayan çocuklar, İnanna tapınağına bağışlanırdı. Kadiştuların doğurduğu çocuklar, analarının adlarını, unvanlarını ve mallarını miras alırdı, böylece anaerkil soy üzerinden kadının aktifliği devam ederdi. Bu, Tanrıça’nın “Kutlu Fahişe/Hierodule” sıfatının yansımasıdır. Tapınaklarda cinsel ilişkiye giren Kadiştulara halk arasında “kutsal kadınlar”, “mübarekler”, “lekesizler” denirdi, çünkü bu eylemler Ana Tanrıça’ya dayandığı için mübarek kabul edilirdi. Akadça “günahlarından arınmış, kutsal ve mübarek kılınmış kadınlar” anlamına gelen kadiştu terimi, son iki yüzyılın Tora’ya dayalı incelemelerinde genellikle “yosmalık/fahişelik” olarak adlandırılmış ve Kadiştulara “tapınak fahişeleri” denmişti r. Bunun sebebi, Tora’nın ahlak yasasında zinanın sadece bir ahlaksızlık değil aynı zamanda bir şirk unsuru olarak yasaklanması ve tanrıçalar adına fuhuş geleneğini sürdüren herkesin kâfir sayılıp Tanrı Yahve’ye “sadakatsizlikle” suçlanmasıdır. Yahudiliğe birazdan geleceğiz.

Ana Tanrıça inancında Lilith’in konumu, Kadiştularla gelişmiş ve zamanla Göklerin Kraliçesi İnanna-İştar ile eşitlenmiştir. Lilith, Sümer’in ilk dönemlerinde İnanna’nın kutsal ağacına göz koyan bir yılan veya cin iken, sonraları tapınak yazıtlarında “İnanna’nın eli”ne dönüşür. Babil kültünde Lilith, İnanna/İştar’ın cariyelerinden biri olarak betimlenir ve bu itibarla kutsal evlilik yoluyla ülkenin doğurganlığını artırmakla sorumlu kılınır. Bu sorumluluk onu tüm Kadiştuların yöneticiliğine yükseltir ve zamanla Tanrıça ile eşitlendiği için onun sıfatlarını devralır. Bu bağlamda, Tanrıça’nın ağacına göz koyan yılan metaforunun anlamı daha iyi anlaşılabilir. Mitlerde “Bütün yücelerin kraliçesi… Kullab’ın geniş caddelerinde çiftleşmeye teşvik eden…” ve yeraltı dünyasına inişiyle “caddelerde erkeklerin kızları gebe bırakmadığı” ifadeleriyle yüceltilen İnanna’nın tüm nitelikleri Lilith’e devredilir. Böylelikle Lilith, kadim dönemlerde bilinen kötülük yönüyle Tanrıça’nın negatif niteliğine bürünen versiyonu haline gelir. Diğer bir ifadeyle, Lilith zaten gaddar bir tarafı olan Tanrıça’yı daha da şeytani bir pozisyona çeker. Lilith’in şeytana dönüşümü, Tek Tanrıcılığın yeryüzüne yerleşmesi ve bu süreçte kadının ‘Kadiştuluk’tan şeytan ve zehirli bir yılana evrilmesinin tarihidir. Monoteizmin tarihsel sürecini araştırmak, sanki Lilith figürüyle kadının kötülükle eşitlenmesini ve toplumdan soyutlanmasını araştırmakla eşdeğerdir.

Lilith’in yaratılış hikayesindeki rolünün en önemli kaynakları İbrani mitleridir. Adem’in ilk eşi olan ve ona isyan eden Lilith efsanesi, Yahudilerin Tevrat’ı ve Tanah kitabında geçmektedir.

Adem, Havva ve Lilith Efsanesi

İbrani mitlerinde Lilith, Adem’in ilk eşi olarak yaratılan ve dolayısıyla ilk kadın olan varlıktır. Yahudi dini literatüründe yer alan Lilith, bir inanç temeli üzerine kurulmuştur. Yahudilerin kutsal kitabına göre Adem ve Lilith topraktan yaratılmıştır. İkisi cinsel ilişkiye girerken, Lilith’in sırtı toprağa, Adem’in ise gökyüzüne değmektedir. Bu durum, tinsel olarak gökyüzünün ataerkil, yeryüzünün ise anaerkil yapıyı sembolize ettiğini gösterir. Yeryüzü yani toprak, verimlilik, doğurganlık ve bereketi simgelediği için kadınlara atfedilmiştir. O halde Bakara Suresi’nde geçen ‘Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın.’ ayetini de yine burada hatırlatmamızda bir sakınca yoktur.

Eski Ahit’in Yaratılış bölümünde, 1. Bab’da erkek ve kadın birlikte yaratılırken, 2. Bab’da önce erkeğin, ardından kadının erkeğe yardımcı ve eş olması için yaratıldığı anlatılır.

Dünyanın Yaratılışı–Bab 1: Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi. “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun”. Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun…”

Dünyanın Yaratılışı–Bab 2: Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. Göğün ve yerin yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında, yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. Yerden yükselen buhar bütün toprakları suluyordu. RAB Tanrı Adem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu… Sonra, “Adem’in yalnız kalması iyi değil” dedi, “Ona uygun bir yardımcı yaratacağım”. RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Adem’e getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı. RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. Adem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir” dedi, “Ona ‘Kadın’ denilecek, Çünkü o adamdan alındı”. Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.

Yahudi edebiyatında 8-11. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilen Ben Sira Alfabesi’nde Lilith hakkındaki karışıklık daha açık bir biçimde aktarılmaktadır. Yahudilerin Rabbinik literatürüne göre, yaradılışın başlangıcında Tanrı, Adem gibi ilk olarak Lilith’i yaratmış, onu da tıpkı Adem’i şekillendirdiği gibi şekillendirmiştir. Lilith, Adem’in eşidir ve onunla cennette yaşamaktadır. Ancak kadının yaratılışında, Adem’in yaratılışından farklı olarak saf toprak yanında kir, çöp ve çamur kullanılmıştır. Bu farklılıktan dolayı Adem ile Lilith uyuşamamış ve birlikteliklerinde huzurlu olamamışlardır. Adem saf topraktan yaratıldığı için kendini Lilith’ten üstün görmektedir.

Birlikte olduklarında, Adem’in her zaman üstte olması ve kontrolü elinde tutması Lilith’i rahatsız etmiş ve bu durum sık sık kavgalarına neden olmuştur. Lilith, Adem gibi topraktan yaratıldığı için kendisiyle eşit olduğunu ve cinsel ilişkide de erkeğin üstünlüğünü kabul etmeyip eşit olması gerektiğini savunmuştur.

Adem ise her zaman söz sahibi olmak ve Lilith’in kendisine itaat etmesini istemiştir.

Birlikteliklerinde Adem’in değişmez tavrı ve kendini üstün görmeye devam etmesi üzerine Lilith, Tanrı’nın yasaklı olan üç isminden birini üst üste üç kez söyleyerek Adem’i itmiş ve cenneti bırakıp dünyada bir yer olan çöle uçmuştur. Cennette yapayalnız kalan Adem, uzun bir yalnızlıktan sonra Lilith’in özlemiyle Tanrı’ya giderek onu geri getirmesini istemiştir. Tanrı, Senoy, Sensenoy ve Semangelof adlı üç meleğini Kızıldeniz’e göndererek onlara Lilith’i geri getirmelerini emretmiştir. Melekler, Lilith’i çok sayıda şehvetli cinin yeri olan Kızıldeniz yakınında bulmuşlardır. Burada Lilith, Samael ve onun cinleriyle birlikte günde yüz taneden fazla çocuk veya anlatıma göre cin doğurmaktadır. Üç melek Lilith’e gidip:

“Tanrı, cennete geri dönüp Adem ile birlikte olmanı emretti. Aksi takdirde burada seni boğacağız ve Lilini veya Limlim adlı çocuklarından her gün yüz tanesini öldüreceğiz,” demiştir. Bunun üzerine Lilith onlara dönerek:

“Bu halde Kızıldeniz’in yanında yatarken Adem’e dönüp onun için nasıl iffetli ve dürüst bir kadın olabilirim ki?” demiş ve Tanrının teklifini reddederek, ona itaat etmemiştir.

Lilith, konuşmasında: “Tanrıya söyleyin, bir daha Adem’le asla!” diye eklemiştir. Lilith’in bu cevabı karşısında Tanrı, üç meleğine onu cezalandırma emri vermiştir.

Lilith’in yokluğunda oldukça yalnız kalan ve zamanla canlıların birbiriyle eş olma durumunu kıskanan Adem, dişi varlıklarla birlikte olmayı denemiş fakat memnun kalmamıştır. Bir gün Adem, Tanrı’ya yakınarak dua etmiştir. Bunun üzerine Tanrı, Adem’e ikinci bir eş yaratmak istemiştir. Bu kez Tanrı, bir kadın yaratırken Adem’in de izlemesine izin vermiştir. Kemikler, doku, organlar, kaslar, kan ve salgı bezlerinin kullanılmasından sonra Tanrı bedeni deriyle kaplamış ve saç kümeleriyle donatmıştır. Kadının bedeninin yaratılma sürecini izleyen Adem, kadınının tüm güzelliğiyle karşısında durmasına rağmen kokusundan ötürü kadına karşı konulmaz bir tiksinti hissetmiştir. Tanrı, başarısız olduğunu görünce ikinci kadını yok etmiştir.

Tanrı, üçüncü kez daha dikkatli bir şekilde Adem’e bir eş vermeye karar verdiğinde onu derin bir uykuya daldırıp kaburgalarından birini almış, sonra açılan yarayı kapatmış ve ondan bir kadın yaratmıştır. Adem henüz uyanmadan, kadını bir gelin gibi 24 parça mücevherle süslemiştir. Adem uyandığında gördüğü karşısında büyülenip büyük bir tutkuyla kendinden geçmiştir. Adem, bu varlığın adını kadın koymuş ve ona “yaşayan her şeyin annesi” anlamında Havva unvanını vermiştir.

Havva’nın yaratılmasıyla birlikte, Adem ve Havva cennette uyum içinde yaşamaya başlamıştır. Bu arada, üç melek Lilith’in çocuklarını öldürmeye gittiklerinde, ona Tanrı’nın Adem’e yeniden bir kadın yarattığını ve Adem’in çok mutlu olduğunu söylemişlerdir. Lilith, çocuklarının ölümünü kabullenmiş ancak bu ona çok acı vermiştir. Meleklere dönerek:

“Tanrı benim çocuklarımı öldürdü, ben de Adem ile Havva’nın yeni doğan çocuklarını tek tek öldüreceğim” diyerek yemin etmiştir.

İntikam olarak Tanrı’nın ona verdiği koruma görevini kötüye kullanarak erkek çocuklarını 8 gün, kız çocuklarını ise 22 gün içinde geceleri öldüreceğini söylemiştir. Lilith, “Bundan böyle ölü doğan bebeklerin ve beşik ölümlerinin ardında beni bilin” demiştir.

Ancak, “Yeni doğan çocuğun başucunda sizin isimlerinizin veya şekillerinizin yazılı olduğu bir muska görürsem onun hayatını bağışlayacağım” diyerek meleklerle bir anlaşma yapmıştır.

Lilith, bebeklerin ve annelerin düşmanı olarak hamile kadınlara, doğum yapmakta olanlara ve lohusalara zarar vermektedir. Günümüzde bile devam eden Yahudi geleneğinde, Lilith’in kötülüklerinden korunmak için lohusalar akşamları evde yalnız bırakılmamaktadır. Yastık altlarına bıçaklar ve muskalar konulmakta, çamaşır ipinde çocuk bezleri ve kıyafetleri asılmaya çekinilmektedir. Ayrıca, loğusa kadınların saçına kırmızı kurdele bağlanmakta ve onlara kırmızı renkli loğusa şerbeti içirilmektedir. Bu sayede Lilith’in uzakta kalacağına ve lohusanın bulunduğu evde çocuk olduğunu anlayarak saldırıyı önleyeceğine inanılmaktadır.

Bununla birlikte, doğan her erkek çocuk sünnet olup güvenliğe erişene dek Lilith’ten korunması için kömür ile çember içine “Adem ve Havva içeri, Lilith dışarı!” yazılarak çocuğun olduğu odanın duvarına veya kapı üzerine nakşedilmektedir. Ancak, tüm bu önlemlere rağmen Lilith yine de bir yolunu bulup çocuğa erişebilir. Lilith’in çocuğa yaklaştığı, çocuğun uykusunda kahkaha atmasıyla anlaşılmaktadır. Lilith’i uzaklaştırmak için uyuyan çocuğun dudaklarına parmaklarla hafifçe vurulmaktadır. Eğer Lilith vazgeçmezse, çocuğun ölümü gerçekleşir.

Genel olarak, semavi dinlerin kutsal kitaplarındaki yaradılış bölümlerinde insan türünün erkek ve dişi olarak yaratıldığı aktarılmaktadır. Hristiyanların kutsal kitabı Yeni Ahit ve Aziz Pavlus mektuplarında da kadının erkeğin bedeninden yaratıldığı belirtilmektedir.

Kanonik İncillerde bu aktarıma atıf yapılmaktadır: “Başlangıçta Tanrı insanı erkek ve dişi olarak yarattı” (Matta 10/7-8; Markos 10/9).

Hristiyan din bilginleri, Kitab-ı Mukaddes’teki iki farklı anlatımdan yola çıkarak yaratılan ilk kadının Havva olmadığını savunmaktadırlar. Modern araştırmacıların “Eve yani Havva Teorisi” olarak adlandırdıkları bu karışıklık, Kabala metinlerinde ve Yahudi söylencelerindeki Lilith ile açıklık kazanmıştır. Buna göre, Lilith erkek ile yaratılan ilk kadındır. Dini konuları tasvir yoluyla aktaran Hristiyan inancında, yılan bedenli kadın şeklinde betimlenen Lilith, Havva ve Adem’i “iyiyi ve kötüyü bilme” meyvesini yemeye teşvik eden yılan ile sembolize edilmektedir. Yasak meyveyi Adem ve Havva’ya veren yılan, ya da Şeytan, Hristiyanlıkta bir dişi yaratıktır.

Bir Yahudi atasözü şöyle der: “Tanrı sizi kötü kadınlardan korusun; iyi kadınlardan da siz kendinizi koruyun!”

Bu atasözü, kadınların her durumda tehlikeli varlıklar olduğunu ima ederken, “kötü kadın” 

Lilith’i, “iyi kadın” ise Havva’yı çağrıştırmaktadır. Batı’da yaygın olarak bilinen Lilith, Doğu toplumlarında çok daha az tanınır. Lilith ve Havva, kadın kimliğinin karşıt kutuplarını simgeleyen mitolojik figürlerdir. Lilith, yazılı metinlere göre anaerkil yapının temsilidir. Dinsel açıdan gökyüzü ataerkil, yeryüzü ise anaerkil yapıyı simgeler. Yeryüzü yani toprak, verimlilik, doğurganlık ve bereketi simgelediği için kadınlara atfedilmiştir. Ancak toprak aynı zamanda ölüm, lanet, azap ve cehennem gibi menfi yönleri de barındırır. Bu ikilik, Lilith’e hem iyi hem de kötücül bir karakter yükler. Başlangıçta özgürlük, adillik ve eşitlikten yana olan, tanrıçalara eş kabul edilen Lilith, tek tanrılı dinlerin metinlerinde ifrit, iblis ve nemfomanik bir kimlik kazanmıştır.

John Collier – Lilith

Dişilik ve tanrıçaya dayalı kültürlerle, onları fetheden ve hâkimiyet politikalarını eril tanrıdan aldığı yetkiye dayandıran kültürlerin ilk karşılaşmaları incelendiğinde, ataerkil toplumların kadınların egemen olduğu anaerkil yapıları tehlike olarak gördüğü ve bu yüzden onlara hemen karşı çıktığı görülür. Bu bağlamda, erkek egemen toplumların monoteist din adına kendilerine yükledikleri vazife, “kendi sistemlerinin bekası için kadına dayalı yapıları ya yok etmek ya da asimile etmektir.” Kutsal yetki ve otoriteyi elde etmek için yapılan bu savaşta, dişilik mukaddesatını temsil eden İnanna gibi bir figür, Lilith’in kraliçesi olduğu şeytan, cin veya ifritlerin kaos hükümranlığına atfedilmiştir. Böylece onun yetki alanı, ahlaksızlık, karanlık ve “kaos dönemi” olarak nitelendirilmiştir.

Yahudi inancına gelmeden önce zina ile ilgili bir inançtan bahsetmiştik. Bu açıdan bakıldığında Lilith’in, evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmeleri emredilip bu yolla Tanrıça’ya sadakatlerini sunan Kenanlı kadınları sembolize ettiği söylenebilir. Zaman zaman peygamberler İsrailli kadınları, Kenan adetlerini sürdürmekle suçlamışlardır. Çünkü Yahudiliğin ortaya çıktığı dönemde zina, sadece ahlaksızlık değil, aynı zamanda Tanrıça geleneğinin sembolü ve monoteizme karşı açılmış bir bayrak olarak da görülüyordu.

Tora’nın tanrıçaları şeytan olarak nitelemesinin bir örneği de Kur’an-ı Kerim’de bulunur: “Müşrikler Allah’ı bırakıp (Lât, Menât, Uzzâ gibi) dişi olarak niteledikleri putlara tapıyorlar. Aslında onlar sadece isyankâr şeytana tapmış oluyorlar.” Bu ayet, İslam dünyasının da Lilith’in yansımaları olan tanrıçaları “isyankâr şeytan” olarak vasıflandırdığını göstermektedir.

Dinler tarihi açısından baktığımızda, Lilith ve Havva, anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişin mitolojik bir anlatımıdır.

Lilith, dinler tarihinde olumlu nitelikleri olan bir Tanrıça’nın nasıl şeytanlaştırıldığının en güzel örneğidir. Lilith, kadının Tanrıça’nın temsilcisi olarak takdir gördüğü antik devirlerde, Göklerin Kraliçesi olarak bilinen İnanna’nın şeytani karaktere bürünmüş tarafıdır.

O, karanlık vasıfları dolayısıyla kökenini hava ve geceden alan karanlık bir dişi ruhtur. Monoteist dinî hareketin başlamasıyla, Tanrıça’nın haiz olduğu bereket, doğurganlık, aşk, sahiplenme ve iktidar gibi tüm iyi nitelikler birdenbire çoraklık, kısırlık, cinsellik, savaş, ölüm, hastalık ve musibet gibi olumsuz anlamlara evrilmiştir. Bu şekilde, Lilith halk arasında, belli bir yere yerleştiğinde oraya kıtlık ve musibet yağdıran gece ruhu olarak anılmıştır.

Lilith’in Kötülükle Özdeşleşmesi

Lilith, ayartıcı ve bağımsızlıkta ısrarcı bir karakter olarak, Sümer metinlerindeki “eğitilemeyen yılan” ile özdeşleştirilmiştir. Buna karşılık, sükut içinde tâbi olan Havva karakteri ile karşı karşıya konulmuş olması, kadına yürürlükteki yeryüzü yasalarında iki seçenek sunar: Lilith veya Havva olmak. Erkeğin, Havva karakteriyle olan ilişkisi tatminsiz, mülkleştirilmiş bir şeyin sahipliğine dayalı bir ilişkiye yakındır. Bu durum, Adem olan erkeğe büyük bir yoksunluk ve acı yaşatırken, özgür benliği temsilen Lilith olan kadın her daim kötülük ve dışlanma kefesinde tutulmuştur.

Tebaiyetin mümessili Havva ise, her hükmü yazgı varsayarak Adem’i sevmek görevini icraya yönelmiştir.

Adem, bir seçim yapmak zorunda kalmıştır. Söylenene uyan ve öznellik aynı kişilikte birleşmemiştir. Seçim, aşk ile mülk, yüce değerler ile yarar değerleri arasında yapılmıştır ve ataerkil döneme geçişte Adem, tebaiyet yani kanun ve buyruklara uyan ve yarar değerlerini seçmiştir.

Bu videoyu bir şeyden daha bahsetmeden bitiremeyiz: Al Karısı.

Türk mitolojisinde önemli bir yeri olan, bugün de varlığını sürdüren Al Karısı, mitik bir karakter olarak farklı isimlerle anılmaktadır. Bu isimler arasında Al Karısı, Albastı, Al kızı, Al anası, Al avradı, Albıs, Almış, Alpas, Alpata, Albalı, Hal Karısı, Hal henesi, Albaslı Katın, Alapar, Almaştı, Albarstı, Alvastı ve Albaslı yer almaktadır. Bu karakterin Kara Albastı, Kırmızı Albastı ve Sarı Albastı olarak üç farklı türü olduğuna inanılmaktadır. Kara Albastı ciddi ve olgun, Kırmızı Albastı insanlığın anası ve Sarı Albastı ise şımarık ve şarlatandır. Doğum yapan kadının ve çocuğun ciğerini sökerek suya atar. Bu durumdan kurtulmak için bir şamana veya ocaklı kimselere başvurulur.

“Al”, renk sıfatı olmadan önce, bir ruhu tanımlıyordu. Bu ruh, “ak” ile “kara” özelliğini farklı nispette bir arada içeriyordu ve diğer ruhlar gibi her iki özelliğin de sahibiydi. Sergilediği kontrolsüz gücü ile genelde zararlıydı. Sonra, ona karşı koruyucu da olabilen al ocakları oluştu. Al Karısı, musallat olduğu kadının ve bebeğin ciğerini yiyerek onların ölmesine neden olur. Ancak yaygın bir inanca göre, hile yoluyla Al Karısının göğsüne bir iğne saplanırsa Al Karısı, ciğer yemekten vazgeçer ve o ailenin hizmetkârı olur. Atlara, genç kızlara ve erkeklere de musallat olan Al Karısı; genç kızların hastalanmasına, erkeklerin uzak ve tehlikeli yerlere gitmesine ve kısrakların koşup yorulmasına sebep olmaktadır.

Al Karısı’nın fiziksel tarifleri arasında, dev kadar iri, uzun boylu, uzun tırnaklı ve uzun parmaklı bir varlık olduğu belirtilir. Saçları uzun ve dağınık, dişleri seyrek ve ayakları ters şekildedir. Genellikle kırmızı elbise giyer ve subaşında ve ağaçlık alanlarda yaşar. Al Karısından korunmak için yeni doğum yapmış kadınlar üzerinde kırmızı renginde kıyafetler veya nesneler bulundurur. Lohusaların yalnız kalmasına izin verilmez ve yanında bir erkeğin bulunması sağlanır. Yastık altına bıçak, makas gibi demirden yapılmış nesneler konur. Anne ve bebek yalnız bırakılmaz. Lohusanın bulunduğu odada ateş yakılır ve anlam aktarması için lohusaya erkek şapkası ve gömleği giydirilir.

Al Karısı, birçok yönü ile Lilith’e benzese de, günümüzde Lilith sembolü ile başlayan kadınların belli değerleri ve öznelliği sahiplenmesi, Al Karısı için yaşanmamıştır.

Bu videomuzda İslam kaynaklarına değinmedik çünkü İslam inancında Lilith’ten bahsedilmemektedir. Sadece bir yerde ayetten örnek verdim ki, dinler tarihinin süreci nasıl ele aldığının da bir örneği olsun diye.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Instagram

Instagram

Kör Tarih

Bu hata mesajını yalnızca WordPress yöneticileri görebilir

Hata: 1 kimliğine sahip hiçbir akış bulunamadı.

Bir akış oluşturmak için lütfen Instagram Akışı ayarlar sayfasına gidin.

YouTube

YouTube

Kör Tarih

Bu hata mesajını yalnızca WordPress yöneticileri görebilir

Hata: 1 kimliğine sahip hiçbir akış bulunamadı.

Bir akış oluşturmak için lütfen Instagram Akışı ayarlar sayfasına gidin.

Son Yorumlar

Görüntülenecek bir yorum yok.

Follow Us